İstanbul Moda Haftası’nın Ardından / MBFWI 2013

istanbul_fashion_week-300x228IMG’nin düzenlediği Mercedes-Benz’in sponsor olduğu, aylardır konuşulan, beklenen İstanbul Moda Haftası’nı geride bıraktık. Yeni tasarımcılar koleksiyonlarını sergileme imkanı buldu, geçen yıl katılan tasarımcılardan birkaçı bu heyecana yeniden dahil oldu vs. Bu sene organizasyon gözle görülür ölçüde düzenliydi. Konuklar girişte biletlerini alıp, biletin üzerinde yazan koltuk numarasına göre yerleştiler. Fotoğrafçılar için de ayrı akreditasyonlar yapıldı.

Diğer yandan Fashion Week bu sene renkli görüntüleri de beraberinde getirdi. Moda ile ilgilenmediği halde organizasyonu merak edip gelenlerin yanında, sosyetenin önde gelen simaları, yazarlar, editörler, bloggerler ve sanat dünyasından pek çok isim de oradaydı. Örneğin Hadise Hanımcığımızın kendisine eşlik eden koruması ile ortalarda dolaşması, beni bir hayli keyiflendirdi. Ne de olsa, moda guruları ile dört bir yanı sarılmış defile alanında, topyekün Hadise’nin üzerine atlamak için sıraya dizilmiş durumda bekliyorduk.. Etkinliğe renk katan bir diğer isim Bülent Ersoy. Kürk aksesuarları ve tuhaf gözlüğü ile, Fashion Week’te tarzımı konuşturdum edalarındaydı.

Bu sene Fashion Week’te benim için farklı olan tek şey Studio sunumlarıydı. İlk kez denenen bu sunumda başarılı olan tasarımcılar vardı. Özellikle son gün gördüğümüz Kith&Kin koleksiyonu güzel bir hikaye ile sunuldu.
Begüm Salihoğlu da Studio’yu tercih edenlerdendi. Salihoğlu’nun tasarımlarındaki romantik havayı sevdim. Dantel, organze kumaşlar ve işlemelerin ön planda olduğu tasarımların runway yerine studio da sergilenmesi tezat bir hoşluk yaratmıştı.
Genel olarak benim için diğerlerinden ayrılan tasarımcılar vardı. Ancak defilelerde tasarım açısından İstanbul Modası’na yeni bir soluk getirecek argümanları yeterli bulmadığımı söyleyebilirim. Henüz bir moda şehri olma yolunda ilerleyemeyişimizin yanına, Aslı Filinta ‘nın ‘The Great Sinan’ koleksiyonu ile bir virgül atıyorum.
Önceki yıllara göre sürreallikten uzak, günlük hayata entegre edilen tasarımları görmeye başladık koleksiyonlarda. Bu defa da bu akımın etkisinde kalan tasarımların fazla sade olması gibi bir durumla karşı karşıya kaldık. Bu durum, düz kesim beyaz kısa bir elbiseyi almak için neden bir tasarımcıyı tercih edeyim sorusunu aklımıza getirmeye başladı.
Fashion Week’te teması ve tasarım duruşu ile diğerlerinden ayrılan Tanju Babacan ‘yumurta’ konseptiyle çıktı karşımıza. Siyah, beyaz ve hardal sarısının ağırlıkta olduğu koleksiyon, net bir ifade ile farklıydı. Aklımda kalan tek soru işareti, koleksiyonun kendi içerisindeki bütünselliğini bozan bazı parçalardı. Hareketli ve renkli kıyafetlerin arkasından gördüğümüz, düz siyah kürklü bir manto yada şort ve büstiyer ikilisi ile sunulan kombini yerinde bulmadım.

Defilelerde izleyiciye hoş enstantaneler sunmak için yapılan şovlara bazen gereğinden fazla mı önem veriliyor diye düşünüyorum. Aslında Avrupa’da yıllar öncesinden takip edilen bu akım henüz Türkiye’de yeni yeni uygulanıyor. Sanırım ben, işi abartılı şovlara dönüştürmek yerine minimalist davrananları seviyorum. Bu anlamda Atıl Kutoğlu ‘nun geleneksel tavrını beğeniyorum. Ortaya koyduğu şeyin farkında ve bu onu ayrı bir yere koyuyor. Koleksiyonunda yarattığı desen şöleni, grafik baskılar ve sıcak tonlardan oluşan parçalar zaten başka bir şeye ihtiyacı olmadığını da açıkça gösteriyor.

Temasını sevdiğim tasarımcılardan biri de Simay Bülbül oldu. Kadını siyah ve beyaz diye nitelendiren Bülbül, “Aşk Mektupları” koleksiyonunda ilk önce kadınının asiliğine dem vuruyor ve siyah deri detayları, sert geçişleri kullanıyor. Beyaz kadını ise, daha romantik; tüyler ve şifonlar ile bütünlüyor.
Benim için adapte edilebilirlikte açık ara farkla öne çıkan henüz yeni bir tasarımcı olan Aslı Güler oldu. 70’lerin retro tarzının günümüze modernize edildiği kalıp ve kulplarla yaratılan tasarımlar uçuk tonlarla sunuldu. Mor ve sarı ile yaratılan kombinlerdeki her detaya, her parçaya hayran kaldığımı söyleyebilirim.
Tasarımların aslında ufak sürprizlerle de sıradanlıktan çıkabileceğini gösteren bir tasarımcı Gamze Saraçoğlu. Koleksiyonundaki her parçada ayrı bir detay yakalamak beni mutlu etti diyebilirim. Düz pantolonun paçasında düşünülen geometrik detay yada etekte doğru yerden atılan şık bir yırtmaç gibi.
Bu sene beni etkileyen tasarımcılardan biri Tuvana Büyükçınar. Tasarımlarındaki özgüveni açıkça görmek mümkün. Modern parçaların defiledeki yorumlanış biçimi başarılıydı. Hafiften Balmain tadı aldığım koleksiyonu, Tuvanam’ı diğerlerinden ayrı bir yere koyuyor.

2012 Fashion Week’teki sunumundan sonra merak ettiğim tasarımcılardan biri Hakan Akkaya idi. Geçen senenin aksine bu sene kadın koleksiyonu da hazırlamıştı. Açıkçası birkaç model ve desen dışında geçen seneki tadı alamadığımı söyleyebilirim. Erkek için düşünülen yelek-ceket takımlar, uzun pardesüler ve trençkotlar tatmin ediciydi. Ancak aynı etkiyi kadın koleksiyonunda göremedim. Sade parçalar, birkaç desen dışında aşina olduğumuz modeller vardı. Yine de Akkaya’nın, kareografisi ile podyumda görsel açıdan ön plana çıktığını söyleyebiliriz.

Ve evet bir Fashion Week’i daha geride bıraktık. Hep diyorum, yeni ve farklı şeyler denemekte başarılı bir toplumuz. Ancak bazı klişelerimizden sıyrılmakta gerideyiz. Moda ve sanatı şehre entegre ettiğimizde belki de dünyanın takip ettiği bir moda üssü haline geleceğiz. Ya da bir bardak suda fırtınalar koparmaya devam edeceğiz..
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestEmail this to someoneShare on LinkedIn

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir