Bosna’ yı Anlamak

kapak

Sevgili okuyucu, sen okumaya başlamadan önce belirtmeliyim ki, bu yazı hayatımın hem en kolay, hem de en zor yazılarından biri oldu. Zor oldu, çünkü henüz hayatımın çok genç yaşlarında dünyanın bir yerlerinde savaşlar olurken, bombalar atılırken, insanlar katledilirken, çocuklar ölürken geçirdiğim tüm iyi zamanlar için kendimle derin bir hesaplaşmaya girmeme sebep oldu. Kolay oldu, çünkü o diyarlardan dönüşte yazıya ismini veren “Bosna’yı Anlamak” ifadesinin arkasını nasıl dolduracağımı, nereden başlayacağımı, nasıl anlatacağımı çok iyi biliyordum. Evet “Bosna’yı Anlamak” hayatımın geç kalmış dönüm noktalarından biridir ve belki de bu yazıyla bir nebze olsun kendimi rahatlatmaya çalışıyorum.

Yazıyı yazarken bana ilham veren, tuhaftır ki yine hayatımın en önemli filmlerinden biri olan ve Szpilman ‘ın savaştaki hayatını anlatan Pianist’in müzikleri oldu. Hikaye ve mekan farklı ama insanlık aynı imtihandan geçiyor.. Chopin’in nocturne’lerinden en sevdiğim kuple ile başbaşa bırakayım sizi, belki size de ilham verir.


 

DSC_0557

Bosna Hersek Havaalanı’ndan inince ilk olarak, dağların ortasında konumlanmış bahçeli ve en fazla 2 kat olarak inşa edilmiş evler dikkatinizi çekiyor. Havaalanı şehrin biraz dışında ve şehirde ulaşım büyük bir sorun olduğu için, daha önce rezervasyon yaptırdığımız kiralık arabamızı almayı tercih ettik. Bosna ziyareti yapmak isteyenler varsa Sixt Rent a Car, bizim arabayı kiraladığımız şirket. İstediğimiz arabanın gelmemesi dışında (!) prosedürde herhangi bir sıkıntı yaşamadık.

Şehir merkezine giderken, daha önce bir savaş kenti görmemiş olmanın verdiği şaşkınlıkla, mermi ve bomba izlerinin açıkça görüldüğü binaları incelemeye başladım. Savaşın üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen, sanki yakın bir zamanda olmuş gibi bir hisse kapılıyorsunuz.. Ya da “savaş” denen kelimenin tarih kitaplarından çıkıp bir anda karşınızda tezahür etmesinden kaynaklanıyor bu hissiyat kimbilir.. İşte oraya gidince, gerçekle yüzleşiyorsunuz.

DSC_0465

İşin iç acıtan yanı, ekonomik durumu iyi olmadığı için bu binalarda oturmaya ve savaş anılarını her gün tazelemeye mahkum bir halk var ortada. Derin bir iç çekiyorsunuz.

DSC_0610

* Eski Yugoslavya’dan ayrılmak ve bağımsızlığını kazanmak isteyen Bosna-Hersek’in, etnik durumu sebebiyle farklı kökenli vatandaşları barındırması ve bu vatandaşlardan başta Sırpların, Sırbistan Devleti’nin desteği ile Bosna Hersek’in bağımsız bir devlet olmasını engelleme politikası, 1992-1995 yılları arasında sürecek büyük bir savaşa neden oldu. 3 yıl boyunca Sırplar, Saraybosna ve Mostar’a, pek çok şehre ve köye saldırmaya, kendi ülkelerinin vatandaşlarını öldürmeye devam ettiler. Bu savaşa destek veren ya da görmezden gelen Hollanda gibi bazı Avrupa devletlerinin, büyük Bosna Soykırımına verdiği yegane destekleri (!) bir müslüman olarak unutmak mümkün değil. 

DSC_0529

Eski Huzurevi

Orada yaşayan bir arkadaştan edindiğimiz bilgilere göre, savaş başladığında Sırp askerlerinin ilk saldırdığı yer, huzurevi, çocuk hastahanesi ve kent kütüphanesi olmuş. Yani bir kentin geçmişini anlatacak yaşlıları, bir kentin geleceği olan çocukları ve bir kentin tarihi olan kitapları yok ederek, aslında bir medeniyeti yok etmek istemişler, çok acı.

DSC_0453

Şehir merkezine gidene kadar bu şekilde mermi izlerinin olduğu binaları görüyorsunuz. Bazı binalarsa harabe durumda bekliyor. Neyse ki Türkiye buraya güzel yatırımlar yapıyor ve Osmanlı mirasına sahip çıkıyor. Bunu görmek gerçekten gurur verici.

DSC_0441

Bakırbaba Camii

Bursa Belediyesi tarafından yaptırılan camii bunlardan biri.

DSC_0460

Bizim başkent ve şehir merkezi Saraybosna’da ilk durağımız şüphesiz, bağımsız Bosna Hersek’in ilk cumhurbaşkanı ve önemli devlet adamı Alija Izetbegović ‘in mezarı oldu. Aliya ‘nın mezarı ayrı bir şehitlik ya da türbede yer almıyor. Savaşta şehit olan genciyle, yaşlısıyla kim varsa, onların yanında yatıyor. Kendisi böyle istemiş, nur içinde yatsın.

s1

Aliya ziyaretinden sonra, Osmanlı’nın izlerini adım başı görebildiğiniz, şehrin çarşısı eski adıyla Stari Grad, yani Baş Çarşı’yı turlamaya başladık. Burası bizim kapalı çarşı’nın açık hali gibi.

DSC_0597

s

s2

Yan yana dizilmiş tek katlı ahşap ve taş malzeme karışımı bu çarşıda, hanlar ve dükkanlar yer alıyor. El yapımı çantalar, takılar, kıyafetler ve hediyelik eşyalar satan yaklaşık 5 m2 ‘lik dükkanların dokusu görülmeye değer.

DSC_0608

Çarşının içinde yer alan bakırcılar sokağında, canlı canlı bakır döven ustaları ve el emeği göz nuru yaptıkları ürünleri görebilirsiniz.

DSC_0596

Burada adım başı bir Türk’e rastlıyorsunuz, sanki bizden bir yermiş gibi. Boşnaklar da Türklere karşı inanılmaz bir sıcaklık ve misafirpervelik gösteriyorlar. Bazı restoranların üzerinde yazan “Türk Çayı Bulunur” cümlesi size evinizdeymişsiniz gibi bir his veriyor.

DSC_0410

Baş Çarşı’da bulunan Moriç Han, Türklerin de en çok ziyaret ettikleri yerlerden biri. Aliya ve arkadaşları gençken buraya gelip, ülkeyi kurtarma planları yaparlarmış. Boşnakların milli içeceği diyebileceğimiz Boşnak Kahvesi burada bir başka lezzetli. Bizim Türk kahvesinin ocakta kaynamamış hali diyebiliriz. Bakır cezvede yanında lokumla ikram ediliyor.

IMG_8923

Bizim en sevdiğimiz lezzetlerden biri de, trileçe ismindeki sütlü tatlı oldu. Baş Çarşı’ da bulunan Cream Shop ‘ta yedik, tavsiye ederim. Yapılışını öğrenmeden döndüğüm için çok pişmanım.

DSC_0584

IMG_8917

DSC_0585

Inad Kuca, Bosna ‘nın meşhur yemeklerini gönül rahatlığı ile yiyebileceğiniz Osmanlı Mimarisi ile yapılmış şirin bir restoran. Şehir merkezinden geçen Milijacka Nehri ‘nin hemen yanında bulunuyor. Boşnakların en meşhur yemeklerinden biri olan Cevabi ‘yi burada denedim. Bizim İnegöl Köfte’nin çok daha lezzetlisi desem, umarım bana kimse kızmaz :)

IMG_8911

IMG_8908

IMG_8909

 Bey çorbası ve soğan dolması da, tadabileceğiniz şehre özel diğer lezzetlerden.

DSC_0442

Şehirdeki ulaşım genel olarak, elektrikli tramvay ve otobüsler ile yapılıyor. Avrupa’nın en eski ulaşım sistemlerinden biri diyebileceğimiz, Saraybosna için bir sembol haline gelen elektrikli tramvay, gidiş geliş tek hat halinde ilerliyor ve şehri baştan başa dolaşıyor. Fazlasıyla nostaljik bir görüntüsü var.

DSC_0444

Latin Köprüsü’nden bir görünüm

Tramvay’ın hemen yanında yer alan Milijacka Nehri’nin üstündeki Latin Köprüsü, tarih derslerinde gördüğümüz I. Dünya savaşının başlamasına sebep olan; Avusturya Arşidükü’nün bir Sırp tarafından öldürülmesi hadisesinin gerçekleştiği köprü. Şehre gelen Avrupalı turistlerin ilk ziyaret ettiği yerlerden birisi burasıymış.

DSC_0582

Tek katlı sıra sıra dizilmiş Bosna Evleri’nin yanından, yukarı tepelere çıkarken bu kadar cennet bir vatanın nasıl ve neden savaş gibi kötü bir tecrübe edindiğini bir kez daha sorguluyorsunuz.

DSC_0554

Cafe Bibban ‘dan şehrin görünümü

Tepede bir yerde, şehre yukarıdan bakabileceğimiz otantik bir mekan keşfettik, ismi Cafe Bibban. Bu bölgeye Bistrik deniliyormuş. Buradan nehrin kenarına konumlanmış kent merkezini ve yamaçlarda yer alan mahalleleri rahatlıkla görebiliyorsunuz.

Bosna Hersek etnik yapısı itibariyle, Boşnak, Sırp ve Hırvatlardan oluşuyor. Her birinin ayrı dili var, ancak aralarında çok az bir lehçe farkı olduğu için sosyal yaşantıda birbirlerini kolaylıkla anlayabiliyorlar. Enteresan olan şey ise, savaştan sonra ülkenin yönetim açısından iki devletçiğe bölünmesi. Bosna Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti. Ve bu yönetim şekline göre, Boşnak, ve Sırpların yaşadıkları köyler ve ilçeler devlet eliyle birbirinden ayrılmış durumda. Her kantonun kendi yönetim şekli var, bu kantonlar en tepede devlet başkanına bağlı durumda. Halkınsa birbirine karşı bir düşmanlığı kalmamış. Daha ziyade, hep beraber savaş anılarını unutmaya çalışıyorlar.

IMG_8922

Srebrenica Müzesi

Bosna’da beni en çok etkileyen yerlerden biri, TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) ‘nın desteği ile yapılan, Srebrenica müzesi oldu. Müze’de kısa bir film eşliğinde, BM tarafından güvenli bölge ilan edilmesinin arkasından Srebrenica ‘da yapılan katliamın perde arkası anlatılıyor.

IMG_8921

IMG_8919

Savaş görüntüleri ile ailelerinden, eşlerinden, çocuklarından ayrılan insanların yer aldığı filmi izlerken etkilenmemek mümkün değil. Bosna’ya gidip de, buraya uğramadan dönmek gerçekten büyük bir kayıp olur.

DSC_0483

DSC_0474

Saraybosna’da tarih turu yaptıktan sonra, biraz doğa havası almak için, Ilidža ‘nın biraz ilerisinde bulunan Vrelo Bosne ‘ye gidebilirsiniz. Burası tam bir doğa harikası. 4 km uzunluğunda iki tarafında sıralı ağaçların bulunduğu ince bir yoldan gidiyorsunuz. Yolun başında ve sonunda faytona binebilirsiniz.

DSC_0509

DSC_0526

DSC_0516

Yolun sonunda yüksek tepelerin arasından akan sular ve muhteşem bitki örtüsüyle bütünleşen bir milli parka ulaşıyorsunuz. İnanılmaz huzurlu bir yer. Hem doğal güzelliğine, hem de bu güzelliğin nasıl hala böyle korunduğuna hayret ediyorsunuz.

Şehirdeki iki günlük turumuzu da böylece bitirmiş olduk. Tek yazıda Bosna’yı anlatmak mümkün değil elbet, devamı gelecek.

Son olarak şunu söyleyebilirim; Bosna’da gezerken karmaşık duygular yaşıyor insan. Muhteşem bir doğal zenginliğe, başka bir yerde göremeyeceğiniz bu kültür mirasına sahip bu ülke keşke savaş gibi ağır bir imtihandan geçmeseydi diyorsunuz. Tabii ki hiçbir şey için geç değil, savaş yaralarını kapatmaya çalışan bu güzel vatanı, Osmanlı’nın son hatırası güzel Saraybosna ‘yı yalnız bırakmayalım yeter ki.

* 1996 yapımı Kusursuz Çember filmi, savaştan yalnızca bir yıl sonra çekilmiş. Ünlü oyuncular ya da muhteşem bir efekt kaygısı olmadan, yalın bir kurguyla savaş döneminde geçen bir dostluk hikayesi anlatıyor. Filmde ailesini kaybetmiş küçük Adis’in sorduğu sorular, insanlığa atılmış büyük bir tokat niteliğinde. 

“Ateş eden adam şu an mutlu mudur ? ” 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestEmail this to someoneShare on LinkedIn

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir